nedimtaktak.sitemynet.com
HİÇ KIZMAYAN ÖĞRETMEN
3.GELENEKSEL ALTIN ÖDÜLLÜ KİTAP OKUMA YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ
26.TÜYAP KİTAP FUARI
HOS GELDIN YENI YIL 2007
BIZ BIZE BENZERIZ
SENINLE OLMAK
ARANIZDA DERS CALISMAYI SEVMEYEN VAR MI?
BASINDA HIC KIZMAYAN OGRETMEN
ATATURK
GERÇEK MÜFETTİŞ VELİDİR
REHBERLIK
HİÇ KIZMAYAN ÖĞRENCİLER
SEYH;UL MUHARRIRIN AHMET KABAKLI

ATATURK


yat_hareketli_1_.gif

KİŞİLERARASI İLETİŞİM






AMAÇ: Yeterli ve düzeyli iletişim kurabilme becerisini kazandırmak



SÜREÇ:

Aşağıdaki bilgileri öğrencilere okuyunuz veya bir öğrenciye okutturunuz
Konu hakkında konuşmak isteyenlerin görüşlerini sınıfla paylaşmalarını isteyerek tartışma ortamı oluşturunuz.


BİLGİ:

İnsanlar arasındaki ilişkiler iletişim yoluyla kurulur. İletişim sorunlarını çözmeden doyumlu bir yaşam sürdürmek olanaksızdır. Sağlıklı bir iletişim becerilerini de geliştirmek gerekir.

İnsan ilişkilerini olumlu yönde etkileyen temel kurallar vardır;

Başkalarına saygı duymalı, kişiyi nitelikleriyle birlikte olduğu gibi kabul etmeliyiz.
Başkalarına karşı açık olmalı, İçi-dışı, özü-sözü bir olan doğru, içten ve dürüst bir yaklaşım göstermeliyiz.
Başkalarına anlayış göstermeli, onların gözüyle duygularını ve olaylara yüklediği anlamları görebilmeliyiz.


Bu üç beceriyi gerçekleştirebilirsek yaşam boyu insan ilişkilerimizi sorunsuz sürdürebiliriz.



İletişim Engelleri
Öğüt vermek ve ahlak dersi gibi öneriler kişiyi savunmaya iter.
Yargılamak, eleştirmek
Sorgulamak
Dinlemeden teskin ve teselli etmek


İyi bir dinleyici olmak için
Yönünüzü konuşana dönün
Konuşanın gözlerine bakın
Kendinizi germeyin
Konuşanın söylediklerini zihninizde canlandırmaya çalışın
Konuşmayı dinlediğinize dair tepkiler verin
Konuşanın sözü bitmeden konuşmaya başlamayın


at_yars_1_.gif

Verimli Ders Çalışma » ETKİN DİNLEME VE NOT TUTMA





1- Etkin dinleme için öncellikle kendinize uygun bir yer bulununuz.
2- Gözlerinizi dinlediğiniz kişiden ayırmamaya özen gösteriniz.
3- Anlatan kişi konuşurken karşılık vermeye çalışmayınız.
4- Konu ile ilgili çok soru sorunuz
5- Başka şeylerle veya kişilerle ilgilenmeyiniz.
6- Uygun bir pozisyonda dinleyiniz.
7- Daha zinde ve daha aktif bir ders dinleyebilmek için ön hazırlık yaparak derse geliniz.
8- Ağızdan çıkan her şeyi yazmaya çalışmayınız.
9- Anlatılan her şeyin sonunu bekleyin ve ana fikri not alınız.
10- Kısaltmalar ve semboller kullanınız, her şeyi aynen yazmayınız.
11- Notlarınız kısa, açık ve net olmalıdır.
12- Anlatanın özelliğini bilmek gerekir.
13- Belleği uyarıcı nitelikte olmalıdır.
14- Notlarınız okunaklı olmalıdır.
15- Şekil ve grafiklerden yararlanmalısınız. Konuya göre sınıflandırma yapmalısınız.
16- Kendinize büyük bir defter edinmeli.
17- Defterin sayfalarını bir çizgiyle ikiye ayırmalısınız. Sağ sütunu düzenli notları tutmak için sol sütunu ise anahtar kelimeleri, kavramları veya tanımları yazmak için kullanmalısınız. Ayrıca bütün sayfanın özetini kendi cümlelerinizle en alt kısma alabilirsiniz. (Ders Çalışma Becerileri Adil Türkoğlu s:161 şekil konacak)
18- Öğretmen tarafından birkaç kez vurgulanan yerlere dikkat etmelisiniz.
19- Konuyu defalarca dinleseniz bile ilk kez dinliyormuş gibi davranmalısınız.
20- Anlatılan konu ile ilgili tartışmalara katılmalısınız.
21- Dinlemenizi engelleyecek tüm dış uyarıcıları algılamamalısınız.

OLUMSUZ DİNLEME VE NOT TUTMA ALIŞKANLIKLARI:
1- Anlatılan konuya ilgi göstermemeniz ya da önemsememeniz,
2- Öğretmene karşı olumsuz tutum geliştirmeniz
3- Dinliyormuş gibi yapmanız
4- Anlatılan her şeyi not tutmaya çalışmanız
5- Pasif dinlemeniz
6- Kendiniz not tutmadan başkalarının tuttuğu notlardan istifade etmeniz
7- “Ben bu konuyu biliyorum” düşüncesinde olmanız.

ETKİN DİNLEME İLE İLGİLİ PRATİK YÖNTEMLER:

1. İFİKAN
İ = İleriye bak = Öğretmenin anlattığı konudan yola çıkarak konunun gidişatını tahmin etmek.
F = Fikirler = Önemli fikirlere dikkat etmek.
İ = İşaretler = İpuçlarını değerlendirmek.
K = Katıl = Aktif bir katılımcı olmak.
A = Araştır = Konuyla ilgili düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşmak ve soru sormak.
N = Not tut = Öğrenilenleri kısa ve anlamlı şekilde not tutmak.


Başlık Buraya Gelecek

Hatayı Kabul etme ve Bir İsteği ifade Etme








HATAYI KABUL ETME VE BİR İSTEĞİ İFADE ETME





AMAÇ: Öğrencilerin,yaptıkları davranışların sonuçlarını kabul etmeleri,özür dilemeleri.
DÜZEY: 6-7 yaş

İŞLEM

1.Bölüm
Ali ile Ayşe iki arkadaştılar. İkiside okula yeni başlamıştılar. Bir gün Ayşe elinde ki bir kitaba dikkatle bakıyor ve okumaya çalışıyordu. Ali geldi “ona ben bakacağım “diyerek kitabı Ayşe’nin elinden çekti ,aldı. Ayşe bakakaldı.

1. Ayşe ve Ali kim ?
2. Ayşe’nin elinde ne vardı?
3. Ali ne yaptı ?
4. Ayşe ne hissetti ?
5. Ayşe ne dedi ?
6. Bu aşamada Ali’nin davranışını sınıfla tartışınız ve gelen tepkilerin üzerinde konuşunuz .7. soru ile çalışmayı sürdürünüz.
7. Şimdi Ali’nin ne yapması gerekir ? Ayşe’nin ne yapması gerekir ?
8. Ali özür dilemek için ne söylemeli ,nasıl davranmalı ?
9. Sen birisinden özür dilesen nasıl davranırsın ? Ne söylersin ?
10. Sana böyle bir davranışta bulunulsa neler hissedersin ?



2. Bölüm


Bir Türkçe dersinde öğrencileri inciten veya kendilerinin bir başkasını inciten bir davranışlarını yazmalarını kompozisyon olarak isteyiniz ve size en etkileyici gelenleri sınıfta dramatize ettiriniz ( Rol yaptırarak oynatınız ).

heart51_1_.gif

KİMDİR BU ?





Adı Soyadı:

Sınıf Öğretmeni:

Sınıfı: Numarası:

Uygulama Tarihi:

Sınıfımızdaki arkadaşları tanımaya yönelik soru listesi, bu soruları dikkatle okuyun, hangi tarife hangi arkadaşınız uyuyorsa,altına onun adını soyadını yazın,bu kişi sizde olabilirsiniz.O zaman kendi adınızı soyadınızı yazın.Bu tekniğin amacı eğitim öğretimde sizlere daha iyi yardımcı olabilmek için sizleri daha iyi tanımak amacına yöneliktir. Formun samimi bir şekilde cevaplayın.Aynı arkadaşınız birden fazla cümleye uyuyorsa, uyan cümlelerin yanına tekrar yazabilirsiniz.Veya bir cümleyi boş bırakabilirsiniz,yada bir soruya birden fazla isim yazabilirsiniz.

1. Herkesle şakalaşmaktan hoşlanır.

2. Arkadaşlarıyla kavga etmeyi çok sever.

3. Arkadaşlarına karşı daima saygılıdır.

4. Sınıfta en çok para harcayan kişidir.

5. Sessiz kimseyle ilgilenmez,yalnızdır.

6. Okuldan kaytarmayı çok sever.

7. Çok çalıştığı halde derslerde başarılı olamaz.

8. En güzel giyinen odur.

9.Utangaç,duygulu ve alıngandır.

10.Kumanda eder,sürekli emir verir gibidir.

11.Arkadaş canlısıdır,herkesle dosttur.

12.Huzur bozucu,şikayetçidir,rahat durmaz.

13.Çok zeki ve yeteneklidir,elinden gelmeyen iş yoktur.

14.Yalnız başına hiçbir iş göremez,bağımlıdır.

15.Herkesin saygı duyduğu,sevip-saydığı kişidir.

16.Laf taşımayı sever.

17.Kıskançtır,hiçbir şeyini paylaşmaz.

18.Herkes ona benzemek ister,örnek kişidir.

19.Üstüne başına dikkat etmez dağınıktır.

20.Sınıfın en az para harcayan kişisidir.

21.Çalışmadığı halde başarılı olan kişidir.



Bu bölüme kendinizle ya da firmanızla ilgili vermek istediğiniz bilgileri girin.

Beden Dili » "KONUŞMA"DAN ÖNCE "BEDEN DİLİ" VARDI / Fulya İler





İnsanlar konuşarak anlaşmayı geliştirmeden önce, beden dilleriyle anlaşırlardı. Beden dili insanların ilk anlaşma aracı ve ilk dili olmuştur. Bedenleri dili aracılığıyla insanlar duygularını, düşüncelerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve ruhsal zenginliklerini başka insanlarla paylaşmışlardır.












Hiçkimse beden dilinin ifadelerinden kaçamayacağı veya bunu bastıramayacağı için, bu dili ögrenmeye çalışmak çok yararlıdır. Böylece, kendi dünyamızı yansıtma biçimimiz ve birlikte yaşadığımız insanların iç dünyalarıyla ilgili önemli bilgilere sahip oluruz. Aslında her insan, beden dili konusunda bildiğini düşündüğünden, çok daha fazlasını bilir.

Sosyal statü ve bir grup içindeki hiyerarşi; bireyin kendisini bir grup içinde algılayışı, grubun yapısı ve insanlara toplumsal konumlarını beden dilleri ile yansıtmalarından anlaşılır. Beden dilinin kelimelerden çok daha kolay anlaşılma özelliği ise hiç değişmez. İnsan hayat boyunca çoğunlukla farkında olmaksızın günlük beden dilini son derece etkili olarak kullanır.

Ancak bedenini, kelimeleri kontrol ettiği gibi kontrol edemez. Bedenimiz olaylara veya durumlara karşı çok daha fazla kendiliğinden tepkiler verir. Gerçek duygu ve düşüncelerimizi kelimelerin arkasına gizlemek belki mümkündür, ama beden dilimizi gizlememiz çok kere mümkün degildir, beden esastır.

Davranışımız iç dünyamızı etkiler İnsanlar büyük çoğunlukla içlerinden geldiği gibi davrandıklarını düşünürler. Oysa yakın zamanda yapılan araştırmalar, “İnsanlar hissettikleri gibi davranmaktan çok, davrandıkları gibi hissettiklerini” ortaya koymuştur.

Canı sıkılan bir insanın kaşları çatık, yüzü asık, omuzları düşük ve merkezi kapalıdır. Hepimiz sık sık sebepsiz bir can sıkıntısı yaşarız. Oysa çok kere kaşlarımızı çattığımız, yüzümüzü astığımız ve omuzlarımızı düşürüp, merkezimizi kapattığımız için canımızın sıkıldığını düşünmeyiz.

İnsan hangi davranışını dışlatırsa, bir süre sonra beden kimyasında meydana gelen değişikler sebebiyle o yönde duygular yaşamaya başlar. Sıkıntılı bir insan gibi davranmak iç sıkıntısının artmasına sebep olur.

İletişimde ilk dakika önemlidir

Karşı karşıya gelen iki kişi arasindaki ilk etkileşim, iletişim sürecinin önemli bir belirleyicisidir. Bu etkiyi yaratan faktörler, karşılaşan kişinin beden dilinde kullandığı kelimelere ve kişinin taşıdığı bütün aksesuvarlardan içinde bulunduğu fizik ortam nesnelerine kadar geniş bir dağılım gösterir.

İşte bütün bu faktörlerin bileşkesi “algılayan kişinin” değerlerinde bir yer bulur ve o çerçeve içerisinde yorumlanır. Algılayan kişisel özellikleri ve toplumsal normları ile kalıplaşmış olan yargılar, etkileşim verilerine bağlı olarak iletişimin ilk anında bir “karar” verdirir ve insan karşısındaki kişiye zihninde bir etiket yapıştırır. Bu karar olumlu veya olumsuz olabilir.

“Duruşundan hiç hoşlanmadım”, “Bakışını sevmedim”, “Bir görüşte kanım ısındı”, İlk gördüğümde vuruldum”, “Ben onu gördüğüm an işe yaramaz olduğunu anlamıştım” gibi değerlendirmeler o kişi ile gelişecek iletişimin temelini oluşturur. Yanlız bu kararlarımız her zaman böylesine açık ve bilinçli olmayabilir. Kişi bunları bilinç düzeyine çıkartsa da, çıkartmasa da, ilk algılarımızın oluşturduğu yargının, iletişim biçimimizde ve o kişiye atfettiğimiz değerde önemli bir rol oynadığı bilinir.

Aile içindeki beden dili

Beden dilimizle verdiğimiz mesajlar insanlarla anlaşmamızda en temel araçtır. Hem yakın çevremizde, hem daha geniş sosyal hayatımızda hem de farklı ülke insanları ile ilişkilerimizde öncellikle beden dilimizi kullanırız ve onların beden dilleri ile anlattıklarını çözmeye çalışırız.

Yakın arkadaşlarımıza, eşimize, çocuklarımıza duruşumuz veya bakışımızla düşündüklerimizi hissetirmeye çalışırız. Büyük çoğunlukla onlar da bu mesajları alır, düşünce ve duygumuzu anlarlar. İletişim kurduğumuz kişilerle kültürümüzdeki ortak özellikler ne ölçüde fazlaysa birbirimizin beden dilini anlamamız da o kadar kolaylaşır. Bu nedenle kişinin yaşadığı en dar çevre olan aile içinde beden dili etkili biçimde yoğun olarak kullanılır.

“Ne hissettiğimi, ne dediğimi anla” anlamına gelen jest ve mimiklerimiz yakın arkadaşlarımız, sevgilimiz, eşimiz özellikle de çocuklarımızla olan iletişimimizde büyük yer tutar. İnsan en önceden diliyle anlaşmaya bekler.

Bu durum istediğimizin yapılmadığı ve olumsuz bir duyguyu konuşmak istemediğimiz durumlarda daha belirginleşir. Özellikle yakın ilişki içinde olduğumız kimselerle kurduğumuz iletişimde gözümüzün içine bakılmasıyla ne demek, ne yapmak istediğimizin anlaşılmasını bekleriz. Bu tür küçük işaretlerden çıkartılan anlamlar, ilişkinin olumlu veya olumsuz yönde gelişmesini belirlemek açısından büyük önem taşır.

Kültür beden dilini etkiler

Beden dili ilişkilerimizde kültürel farklar arttıkça, yabancı bir ülkede çevremizdeki insanların duygu ve düşünce akışını değerlendirmemiz oldukça güçleşebilir. Örneğin, Washington’da büyük bir markette, ne olduğunu anlamadığımız bir malı rahatça çevirip incelemek isterken, bir market görevlisi yakınımıza gelip orada bir başka işle uğraşsa, bundan huzursuzluk duyarız.

Çünkü ülkemizde böyle bir durumda, bulunduğumuz yere gelen bir market görevlisi paketleri karıştırdığımızı görünce bize “Ne arzu etmiştiniz?” diyerek müdahale edebileceği gibi “Her şeyi karıştırmayın!” gibi bir uyarıda da bulunabilir. Ya da dünyanın öbür ucunda, Japonya’da alışveriş merkezine giren bir Türk bu kez, göze göze geldiği her mağaza görevlisinin önünde yerlere eğilmesini hayretle izler ve belki de bir süre kendisiyle nasıl bir ilişki kurulmak istendiğini anlayamaz.

Benzerliğin sınırları

Günümüzde farklı toplumlara ait insanlar birbirleriyle oldukça çabuk ve kolay ilişki kurabilmektedir. Televizyondaki dizilere bakıp, kendi yaşantımızı Batı yaşama biçimiyle özdeş görebilir, bir sokak kahvesinde bir Avrupalı veya Amerikalıyla yüzeysel bir dostluğu kolayca başlatabiliriz.

Farklı kültürlerdeki insanlar teknolojinin sunduğu olanaklardan yararlanırken, ortak beden dilleri kullanırlar. İnsanlar nerede yaşarsa yaşasınlar benzer şekilde asansöre biner, tenis oynar, bilgisayar ve araba kullanırlar.

Aynı zamanda biyolojik kökenli beden dilinde de birçok ortak nokta vardır. Ortak yaşantı olarak öfke, sevinç veya şaşkınlık gibi duygular yaşanır. İşte ortak yaşanan bütün bu duygularda bile, bizim dışımızdaki kültüre ait olanı anlamayı zorlaştıran, bizden olanı daha kolay ve rahat anlaşılır yapan ayrıntılar bulunur.

Beden dilindeki en benzer ifadeler canlılığı ve iç dengeyi korumaya dönük temel psikolojik durumlarla ilgilidir. Korku, kızgınlık, hüzün, nefret, mutluluk, dikkat, ilgi, uyku, gerginlik, şiddet bu durumların en belirgin olanlarıdır.

Bu genel durumların dışında kültüre özgü ve o toplumu belirleyici beden dili özelliklerinin bir başka toplum tarafından kısa bir sürede benimsenmesi mümkün olmaz. Bu konuda yabancı ülkelerle bazı örnekler verebiliriz. Avrupa’ya veya Uzak Doğu’ya yapılan turistik gezilerde, bazı iletişim biçimleri bu ülke insanlarında etki yaratıp takdirle karşılanır ve yapılan sohbetlerde, karşılaşılan insanların belirli özelliklerinden övgüyle söz edilir.

Ancak övgüyle söz edilen bu iletişim biçimini kendi toplumunda uygulamasını kimse önermez. Gerçekten de böyle değişimler beğenilse ve istense de gerçekleşemez. Çünkü bir başka topluma ait geleneksel kültür, ödünç alınarak yaşanamaz.

Jestler ve mimikler

Jestler ve mimikler diğer kişilere görsel sinyaller gönderen hareketlerdir. Bizim bir jestten söz edebilmemiz için yapılan hareketin bir başkası tarafından görülmesi ve yaşadığımız duygu ve düşünceyle ilgili bir bilginin karşımızdaki kişiye iletilmesi gereklidir. Aslında her bir jest, düşünce ve duygu ürünü olduğu için doğal olarak bu özelliklerini barındırır.

Yüz kaslarının anlatım amaçlı kullanımı mimikleri; baş, el, kol, ayak, bacak ve bedenin kullanımı da jestleri oluşturur. Jest ve mimikler "esas" ve "ikincil" olarak ayrılır. Esas jest ve mimikler, düşünce ve duygularımızı destekleyen, onları somutlaştıran hareketlerimizdir. Örneğin, sohbet sırasında göz kırpma, baş sağlama, kolları açma gibi işaret ve hareketler iletmek istediğimiz ve programladığımız bir mesajı içeren jestlerdir.

Öte yandan kendiliğinden gelen ve hiç beklemediğimiz bir anda bizi yakalayan esneme ve hapşırma gibi durumlarda bile jest söz konusudur. Esas olarak anlatıma katkıda bulunmayan ve kendiliğinden refleks olarak ortaya çıkan bu hareketlere ikincil jest ve mimik denir.

Bu iç tepkilerle ortaya çıkan ikincil jestler, ortamın özelliklerine göre giydirilmeye ve şekillendirilmeye başlarsa esas jestlere dönüşmesi ortama, kişinin içinde bulunduğu ve birlikte olduğu kişilere karşı takınmak istediği tavra bağlıdır. Bu jestlerin bazılarını bastırmak, bazılarını da en açık biçimde de ortaya koymak eğilimi vardır. Bir konser salonunda insan hapşırığını tutmaya çalışır ve özür diler bir ifade takınır, ancak istemediği halde eşi camları açmışsa ve bundan rahatsız oluyorsa hapşırması çok daha farklı olur. Açık, net ve mümkün olduğunca şiddetli olan hapşırık artık ikincil jest olmaktan çıkar.

Baş ile selam vermek veya el sallamak gibi hareketlere esas jestler denir. Esas jestler başlangıçtan bitişlerine kadar iletişimin bir parçasıdırlar. Esas jestlerle ikincil jestleri ayırt etmek için kendi kendimize şu soruyu sorabiliriz. “Eğer ben yalnız olsaydım bu hareketi yapacak mıydım?” Cevabımız “Hayır” ise bu hareketimiz esas jesttir. Cevabımız “Evet” ise hareketimiz kendiliğindedir ve ikincil jestler grubuna girer.

İkincil jestler

İkincil jestlerin pek çoğu esas olarak sosyal değildir. Çünkü bunlar bedenin rahatı, temizliği ve kaşınma gibi kendiliğinden olan ihtiyaçları ile ilgili hareketlerdir. Vücut bakımımızı ve rahatlığımızı ovarak, silerek, kaşıyarak yaparız, yeriz, içeriz, rahat olarak bir beden duruşu sağlamak için kollarımızı birleştiririz, bacak bacak üzerine atarız, dik veya yan otururuz. Bütün bunları kendimiz için yaparız.

Fakat bunları nasıl yaptığımız ve hangi duygusal durumda olduğumuz önemlidir. Bu jestleri yaparken yalnız olmadığımız durumlarda bizimle birlikte olanlar bu kişisel hareketlerden bizimle ilgili bilgi sahibi olurlar.

Duygusal durumumuzu yansıtan jest ve mimikler açık ve belirgin bir şekilde dışarıya başkalarına sinyaller göndermektedir. Bu işaretlerin fark edilmesini istemiyorsak özel bir çaba harcamamız ve kendimizi kontrol etmemiz gerekir. Dikkat edilmesi gereken nokta dışa vurduğumuz duygularımızla ilgili işaretlerin gerçekten karşı tarafa iletmek istediklerimiz olup olmadığıdır. İkincil jestleri bilinçli olarak anlamlandırıyor olsa da olmasa da, bu jestler kişiyle ilgili duyguların bir aktarımıdır.

Esas jestler

Bu jestler yüz, baş, el, kol, ayak, bacak ve bedenin bir konuya açıklık kazandırmak için yaptığı hareketlerdir. Esas jestler, anlatım jestleri, sosyal jestler ve mimik jestleridir.

* Anlatım jestleri

Bu jestler insanın diğer hayvanlarla ortak olan biyolojik kökenli jestleridir (Temel altı duygusu). Kaslarımız altı temel duygunun ifadesinde, canlılığımızın başlangıcından bu yana bedenin yaşantı ile bağlantısını kurmak ve bedeni korumak için düzenlenmiştir. Anlatım jestleri özellikle yüz ifadelerinde ortaya çıkar ve insanın varlığını korumaya dönük eylemlerinden kaynaklanır. Örneğin yüzdeki sıkma hareketi, düşman tarafından boynun sıkılma eylemi içinde oluşmuştur. Boynu sıkılan bir insanın yüzündeki bütün kaslar sıkıştırılarak direnç oluşurur. Ya da ani ve atak hareketler karşısında gözlerimizin kapanması belirsizlik ve tehditlerle dolu bir dünyadan gelebilecek bir saldırıya gözlerini koruma amacına dönüktür.

Öte yandan gülme insanın hoşnut olduğunu, iç dengesinin yaşamı sürdürmeye uygun bir uyum içerisinde bulunduğunu ortaya koyan ve karşısında bulunanları bu mutluluğa ortak olmaya davet eden bir jest ve mimiktir. Yapılan kültürlerarası çalışmalar bu temel jestlerinin bütün kültürlerde ortak olduğunu göstermiştir. Esas jestlerimizden olan anlatım jestlerinin temel özellikleri kültürel etkilenmeler sonucunda değişime uğramıştır. Ana jest kalıbı farklı olmadan kültüre ve kişiye bağlı olarak değişik durumlarda kullanılablir. Örneğin, gülme için toplumların ve kişilerin kullandıkları fırsatlar ve tavırlar aynı değildir. Biyo-psikolojik beden dilimiz olan anlatım jestleri evrenseldir, bu ana yapıya kültürel özellikler, anlatım zengillikleri ve bazı farklar kazandırmıştır.

* Sosyal jestler ve mimikler

Durum gereği, olduğumuzdan çok daha mutlu veya hissetiğimizden çok daha üzüntülü yüz ifademiz bir sosyal mimiktir. Değer insanları memnun edecek jestlerin taklit edilmesi bir anlamda insanın sosyal rolünü oynamasıdır. Bir toplantıda gerçek iç dünyamızdan çok farklı bir duygu halini yansıtmamız buna örnektir.

Canını sıkan bir konuyu yemekte konuşmayıp ve yemek saatlerini iyi görünme çabasıyla geçirmeye çalışmak veya kişinin bir topluluk önünde yaptığı bir konuşmada ses tonunu, el ve kollarını anlatımını daha etkin kılmak için kullanması sosyal jest ve mimikler olarak değerlendirilir.

* Mimik jestler

Bu jestler taklit ve tanımlama jestleridir. Bir objeyi veya bir hareketi mümkün olduğu kadar kusursuz olarak taklit etmek amacıyla yapılan jestlerdir. Mimik jestler tiyatroya özgü jestler taklit jestler, şematik jestler, teknik ve kod jestlerdir.

firewrk3_1_.gif

Yazılarınızı kolay okunması için elinizden geldiğince kısa tutun

Bu bölüme ürünleriniz ya da hizmetlerinizle ilgili vermek istediğiniz bilgileri girin. Bilgilerin kısa ve net olmasına özen gösterin. Buradaki bilgiler ziyaretçilerinizi müşteriye çevirebileceğiniz yerdir.

2_1_.gif

ANNE BABALAR !!! DEĞERLİ VELİLER !!!
SESİMİZİ DUYAN VAR MI ?
Hayatınızı güzelleştirmek ister misiniz?
Çocuk olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlayın. O yaştayken siz neler hissederdiniz?

Anne babanız sizinle ilgilenemeyecek kadar meşgul olduğunda ne düşünürdünüz?

Çocuğunuza zaman ayırın,böylece hayatlarını şekillendirirlerken onların yanında olur ve ellerinden tutarsınız.

Yalan söylediğinizde ve anne babanızda yalanınızı yakaladığında onların size nasıl davranmasını istemiştiniz? Peki ya anne babanız size yalan söylediğinde?...Çocuğunuza dürüst ve açık davranın.

Anne babanız birbirleriyle tartıştıklarında üzülür müydünüz?
Sizi yanlarında özel bir yere götürdüklerinde nasıl mutlu olmuştunuz?
Anne babanızla yemek yediğiniz sofraları hatırlayın. İyi günleri (nedenlerini) ve kötü günleri (nedenlerini) hatırlayabiliyor musunuz?

Yatma zamanlarınızı hatırlıyor musunuz?
En kötü öğretmenlerinizi hatırlamaya çalışın, şimdi çocuğunuzun şikayetlerini anlayabiliyor musunuz?
En iyi öğretmenlerinizi hatırlayın, böylece ona okulun ne kadar güzel bir yer olduğunu anlatabilirsiniz.
Onlara bağırmayın. Size bağırıldığında neler hissettiğinizi aklınıza getirmeye çalışın.
Her gün çocuğunuza "özel bir zaman"ayırın; 15-20 dakika yalnızca onların sizinle birlikte yapmak istedikleri bir şey yapın.
Onlarla konuşurken yumuşak bir ses tonu ile konuşun sizi daha iyi duyacaklardır.
Verdiğiniz sözleri her ne pahasına olursa olsun tutmaya çalışın.
Ona, "seni seviyorum"demekten utanmayın, çekinmeyin.
Onu her gün en az bir kez kucaklayın.
Sizin için zor olsa da(!) dinledikleri müziği dinleyin.
Televizyonda her gösterilen programı seyretmesine izin vermeyin.
Seyredebileceği programları siz saptayın.Ailecek oynanan oyunlara zaman ayırın.
Bir şeyi on kere söylemeyin, bir kez söylediğinizde yapılmasını sağlayın.
Çocuğunuzu asla öfkeliyken disipline etmeyin. Öfkeniz geçene kadar bekleyin.

Disiplin, çocuğunuzu cezalandırmak için değil öğretmek için bir araçtır.
Yalancılık ve hırsızlık suçları ile hiç vakit kaybetmeden ilgilenin.
Ne yapacakları, giyecekleri ve yiyecekleri konusunda emir vermekten ziyade seçenekler önerin. Onun yerine karar verirseniz, karar vermeyi öğrenmesini bekleyemezsiniz.

Çocuğunuzun okulu ile yakın ilişki içinde olun. Öğretmeni ile tanışın, sınıf aktivitelerine yardımcı olun. Anne babalar genellikle sınıfta yaşanan kötü olayları en son öğrenen kişilerdir, okul ile yakın ilişki bu durumu önler.

Çocuklar onlara yakıştırdığımız etiketlerle yaşarlar, onlara lakap takarken ya da aile arasında isim yakıştırırken çok dikkatli olmalısınız. Çocuklar toplumsal değerleri anne babalarını izleyerek öğrenirler, onlara örnek olmaya çalışmalısınız.

Hatalarından ders çıkarmalarına yardımcı olun; onları aşağılayarak ya da azarlayarak değil, kendinizi onların yerine koyarak onlarla konuşun.

Çocuklarınıza kendi kendileri için en iyisini beklemeyi öğretin.
İş yapmak her çocuk için yararlıdır. Odasını ya da çantasını onun için toplamamalı ve asla çantasını taşımamalısınız.

Çocuğunuzla aranızdaki sorunları çözümlemekte zorlanırsanız, sorunları görmezden gelmek yerine bu işin eğitimini almış profesyonellere danışmalısınız. Hata yaptığınız zaman özür dilemekten çekinmeyin.

İyi anne baba olmak öğrenilmesi gereken bir sanattır, öğrenebileceğiniz her şeyi öğrenin.

baslikim_1_.gif

OTOBİYOGRAFİ





ADINIZ SOYADINIZ :

SINIFINIZ : NUMARANIZ:

DOĞUM TARİHİNİZ: SINIF ÖĞRETMENİNİZ:



İki veya daha fazla kişinin birbirlerini daha iyi tanımaları,o kişilerin birbirlerine soracakları sorular ve sorulan sorulara verilen cevaplarla mümkündür. Bir insanı tanımadan o insanla ilgili hiçbir düşünce ileri süremeyiz. Sürersek o insana karşı önyargılı davranmış oluruz. Bizlerinde sizleri daha iyi tanımamız ,sizlerin kendinizle ilgili sorulan sorulara vereceğiniz cevaplara bağlıdır.

Sizler aşağıdaki soruları cevaplarsanız;kendinizi bize az da olsa tanıtmış olacaksınız. Unutmayalım ki, sizi en iyi şekilde tanıyan ve sizi en iyi şekilde anlatacak yine sizsiniz.



1-Hayatınız boyunca etkisinde kaldığınız ,sizi en çok etkileyen olaylar nelerdir?







2-Aile ve okul ortamında sizi sürekli tedirgin eden problemler nelerdir?







3-Kendinizde olmasını istemediğiniz durumlardan kimleri sorumlu tutuyorsunuz?







4-Ailenizin size nasıl davranmasını isterdiniz?







5-Okulda size kötü davranılıyormu?Davranan varsa kim ve niçin kötü davranıyor?







6-Yapmayı hiç istemediğiniz şeyler nelerdir?







7-Yapmayı en çok istediğiniz şeyler nelerdir?







8-Gelecekle ilgili planlarınız nelerdir?





(arka sayfaya da yazabilirsiniz)



PROBLEM ÇÖZME





AMAÇ: Öğrencilerin problem çözme becerilerini arttırmak



SÜREÇ:

Aşağıdaki problem çözme basamaklarını tahtaya yazınız veya bir öğrenciye yazdırınız.
Problemlerin hayatın bir parçası olduğunu ve her insanın bazı problemleri bulunabileceğini, bu problemlerden kaçmak yerine onları çözmenin daha uygun bir davranış olacağını belirterek etkinliği başlatabilirsiniz.
Problem çözme basamaklarını tek tek sayarak örnekler veriniz.
Gönüllü öğrencilerin bir problemlerini problem çözme basamaklarını uygulayarak sınıfla paylaşmalarını isteyiniz
Bu yöntem hakkında öğrencilerin görüşlerini paylaştıkları etkileşim ortamı oluşturunuz.


BİLGİ:

PROBLEM ÇÖZME BASAMAKLARI
Problemini tam olarak tanımlayınız.
Problemin size ait olup olmadığına karar veriniz
Problemin tüm çözüm olasılıklarını belirleyiniz.
Her çözüm olasılığının muhtemel sonuçlarını düşününüz.
En uygun çözüm olasılığına karar veriniz.
Kararınızı uygulayınız.
Problem çözülemedi ise 3 maddeye tekrar dönünüz.



havai_fi_ek.gif

SINAV KAYGISI






AMAÇ: Öğrencilerin sınav kaygılarını anlamalarını ve sınav kaygısıyla baş etmeyi öğrenmelerini sağlamak.

SÜREÇ:

Aşağıda bilgileri öğrencilere okuyun veya bir öğrenciye okutunuz
Sınıfta sınav kaygısı hakkında bir tartışma ortamı oluşturunuz.


BİLGİ:

Eğer sınav sırasında bir boşluk yaşıyor, tüm bildiklerinizi unuttuğunuzu hissediyor ve kendinizde bazı fiziksel değişimleri fark ediyorsanız; sınavdan sonra, serbest bir ortamda ve rahatlamış olduğunuzda sınav sorularını cevaplayabiliyorsanız, ve gerçek performansınıza bu sebeple ulaşamadığınıza inanıyorsanız SINAV KAYGINIZ VAR demektir.



SINAV KAYGISININ NEDENLERİ

Zamanı iyi kullanamama,
Kötü çalışma alışkanlıkları,
Beklenti düzeyi,
Mükemmeliyetçi yaklaşım,
Görev ve sorumlulukları erteleme,
Başarısız olma ve değerlendirilme korkusu vs.


SINAV KAYGISININ ETKİLERİ

§ Öğrenilen bilgiler transfer edilemez,

Okuduğunu anlama ve düşünceleri organize etmede zorluk yaşanır,
Dikkatte bir daralma ve azalma olur, dikkat sınavın içeriğine değil sınavın kendisine ve bağlı olarak yaşananlara odaklanır,
Zihinsel beceriler zayıflar, bilgilerin hatırlanmasını engeller,
Enerji tükenir ve israf edilmiş olur,
Fiziksel rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olur.




YARARSIZ DÜŞÜNCELER

Sınava hazır değilim,
Bu bilgiler çok gereksiz ve saçma. Nerede ve ne zaman kullanacağım ki?
Sınavlar niye yapılıyor, ne gerek var?
Bu bilgiler gelecekte benim işime yaramaz.
Sınava hazırlanmak için gerekli zamanım yok ki.
Bu konuları anlayamıyorum, aptal olmalıyım.
Ben zaten bu konuları anlamıyorum.
Biliyorum bu sınavda başarılı olamam.
Sınav kötü geçecek.
Çok fazla konu var, hangi birine hazırlanabilirim ki?
Yaşanan bütün bu duygular kaygıyı arttırır ve bu tür düşüncelerin performansa hiçbir yararı olmaz.
Öncelikle kendi iç diyaloğunuzda kendi kendinize neler söylediğinizin ve bu ifadelerin duygularınızı nasıl etkilediğinin farkına varmanız ve daha olumlu yaklaşımlarla daha olumlu ifadeler kullanmayı öğrenmeniz gerekmektedir.
Kaygı, düşünce ve beklentilerden kaynaklanır. Yetenekler, geçmiş sınav performansları ve yapabilecekleriniz hakkındaki olumsuz düşünceler, olumsuz duygu ve kaygıya neden olur.Olumsuz düşünceler olumsuz beklentilere ve düşük performansa neden olur.






YARARLI DÜŞÜNCELER

Yapmam gereken nedir? Yapabildiğimin en iyisini yapmamın bana ne zararı olabilir? Ne kaybederim?
Yeterli zamanımın olmadığı doğru, ancak olan zamanımı en etkili şekilde nasıl kullanabilirim?
Tüm materyalleri çalışamasam bile, önemli bölümlere öncelik vererek sınava hazırlanabilirim, hiç olmazsa bu bölümlerden puan kazanırım.
Hangi sorular sıklıkla soruluyor, onlardan başlamalıyım.
Takıldığım yerler olabilir, bilenlere soracağım ve yardım alacağım.
Diğer öğrenciler kadar iyi olmasam da elimden geleni yaparak ilerlediğimi ve daha iyi olduğumu göstereceğim.,
Diğer öğrenciler de gergin ve telaşlı. Ben de kendimi kontrol edilebilir ve başarılı olabilirim.
Duygularım kontrolüm altında, başarabilirim.
Yaşanan bütün bu duygular kaygıyı arttırır ve bu tür düşüncelerin performansa hiçbir yararı olmaz.
Kaygıyı Kontrol Etmek
Öncelikle sınava konsantre olmanızı ve sorulara odaklanmanızı sağlar,
Düşüncelerinizi organize etmede, dikkatinizi toplamada yardımcı olur,
Olumsuz düşünmenizi ve paniğe kapılmanızı engeller,
Kontrol duygusu başarmaya yardım eder, gerçek performansınızı sergilemenizde önemli rol oynar.


SINAV KAYGISINI AZALTAN FAKTÖRLER

Sınavlara en iyi şekilde, bir plan ve program dahilinde hazırlanmak, çalışmaları asla ertelememek, zamanı akıllı kullanmak, beklentiyi gerçekçi tutmak, olumsuz duygu, düşünce ve başarısızlıklardan kurtulmak için alınması gereken tedbirlerdir.



SINAVLARDAN ÖNCE;

Çalışma alışkanlıklarınızı ve sınava ilişkin tutumlarınızı gözden geçirerek yeni bir zihinsel yapılanma yaratmaya çalışın.
Zamanı iyi kullanmayı öğrenin.
Kendinizi rahat hissederseniz sınavlarda panik yaşamazsınız.
Beslenmenize ve uykunuza dikkat edin.
Sınava hazırlanma çalışmalarınızı son geceye ve ya sabaha bırakmayın.
Sınava elinizden geldiğince hazırlanmış olma duygusu, kendinizi rahat hissetmenize ve kaygınızı azaltmanıza yardımcı olur.
Sınavlardaki tutumunuz ve kendinize ilişkin olumlu bir düşünce yapısı geliştirmeye çalışın.
Mükemmeliyetçi olmayın.
Beklentilerinizin gerçekçi ve hedeflerinizin ulaşılabilir olmasına dikkat edin.


balikler_17_1_.gif

VELİLER İÇİN 10 ÖNERİ








1. Okula asla sinirliyken gitmeyiniz.
Öfke öfkeyi doğurur. Çocuğu, okuldan geldiğinde, öğretmeninin ondan nefret ettiğini duyan her veli doğal olarak sinirlenir. Özel yetenekleri olan çocukların velileri için bu daha da kolaydır çünkü büyük bir olasılıkla velinin de özel yetenekleri vardır. Aynı yaşlarda okulda aynı davranışlara maruz kalmıştır. Bu olguyu kabullenirseniz geçmişten kalan acılarınızı çocuğunuzun öğretmeninden çıkarmazsınız.

Öfkeniz durulduktan sonra okulu arayarak çocuğunuzun öğretmeni ile görüşün; okul, bürokratik hiyerarşi sistemi ile yönetilir. Eğer sorun sınıf ortamında yaşanmışsa önce öğretmeni arayarak söylediklerini dikkatle dinleyiniz; açıklamaları sizin için yeterli değilse o zaman okul müdürünü arayarak, sınıf öğretmenin de bulunacağı bir görüşme talep ediniz.

2. Kırıcı olmamaya çalışınız.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sendromu ve Kaynaştırma Eğitimi konusunda bilginiz arttıkça, zaman zaman rahatsız edici durumlarla karşılaşırsınız. Örneğin; çocuğunuzun öğretmeni, yeni araştırmalarla tersi ispatlanmış bilgilere atıf yapabilir. Bazı öğretmenler yeniliğe ve bilgi akışına açık olmalarına karşın bazıları bu konuda alınganlık gösterebilir. O zaman çocuğunuza yardımcı olabilmek için başka yollar denemelisiniz.

3. Kendinizin ve karşınızdakilerin kullandıkları sözcüklere dikkat gösteriniz.
Çocuğunuzun öğretmeni anlamadığınız bir sözcük kullandığında açıklama isteyin. Kimi zaman farklı kişiler aynı sözcüklere farklı yorumlar getirirler ve bu da yanlış anlaşmalara yol açar. Aynı lisanı konuşmadığınız kişilerle bir anlaşmaya varmanız zordur.

4. Kendinize "Bu sorunu kim çözebilir?" sorusunu sorunuz.
Bir sorunu çözmek için girişimde bulunmadan önce bu sorunun cevabını verebilmelisiniz. Eğer çocuğunuzun öğretmeni, çocuğunuzun sorunlarına çözüm getiremeyeceğini ifade ederse o zaman müdür, rehberlik öğretmeni, okul psikologu ya da okulda bu konuda bilgi ve yetki sahibi birisi ile bir toplantı önerip, öğretmene yardımcı olmalarını sağlayabilirsiniz.

5. Bir plan yapınız.
Çocuğunuz için uzun vadede ve kısa vadede istediklerinizin bir listesini yaparak, bir hareket planı geliştiriniz. Planınızı bir takvime uygulayınız. Kendinizi bir yöntem uzmanı olarak görünüz. Bir sorunu çözümlemek için önce sorunu tanımlamak sonra olası çözümler için kafa yormak, en başarılı olacağını düşündüğünüzü seçmek ve çözümü denemek gerekir. Eğer bir çözüm işe yaramazsa o zaman bir ikincisini olmazsa bir üçüncüsünü denersiniz. Kararlı, planlı hareket ederek kendinizi amacınıza odaklayınız.

6.Yaptıklarınızı kağıda dökerek, saklayınız.
Eğer birden fazla çocuğunuz, işiniz, eviniz, gönüllü bir göreviniz ve bir kaç tane de hobiniz varsa, çocuğunuzun öğretmeni ile en son ne zaman konuştuğunuzu, nelerden konuştuğunuzu ve ne kararlar aldığınızı hatırlamak zordur. Neler yaptığınızı yazarak hatırlayınız.

7. Öğretmenlere teşekkür etmeyi unutmamalısınız.
Veli-öğretmen görüşmelerinin ertesi günü bir teşekkür notu gönderebilirsiniz. Görüşme iyi gitmemiş bile olsa, öğretmene size ayırdığı zaman için teşekkür edebilirsiniz. İletişim kanallarını daima açık tutmak çocuğunuzun yararına olacaktır.

8. Kendinizi bilgilendirin.
Çocuğunuzun sınıfı, kanunlar ve "özel eğitim gerektiren çocukların hakları" konusunda araştırma yaparak bilgi sahibi olunuz. Çocuğunuzun öğretmeni ile en uygun görüşme zamanı, bir sorun yaşanmadan öncedir. Okul yılı başında öğretmenle arkadaşça bir ilişki kurunuz. Okulda yapılan toplantıların hepsine katılınız. Bu toplantıların sıkıcı olduğu doğrudur ama toplantılar sırasında başka hiçbir yerde öğrenemeyeceğiniz bilgiler edinirsiniz. Okul yönetimi ile konuşarak özel eğitim gerektiren çocuklar için ne gibi yatırımlar yaptıklarını, yapacaklarını öğreniniz.

9. Diğer velilerle dayanışma içinde olunuz.
Başkaları ile benzer sorunları paylaştığınızı bilmek, kendinizi iyi hissetmenize neden olacaktır. Anne baba olmak çok zor bir iştir. Farklı bir çocuğa sahip olmak çok çok zor bir iştir. Çocuğunuzun güçlü yanları olduğunu, dünyayı farklı olarak algıladığını, değişik bir bakış açısı olduğunu, duygularının kimi zaman çok güçlü olduğunu ve kendine özgü merakları olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız. Başkalarının çocuklarınız hakkında yaptığı olumsuz eleştirileri en iyi karşılama yöntemi; eleştiriyi cevaplarken karşınızdakinin söylediği olumsuz düşünceyi olumlu hale getirmektir. Örneğin; eğer birisi size çocuğunuzun çevre edinemediğini söylerse ona şu karşılığı verebilirsiniz, "Evet. Oğlum her zaman bağımsız ve kendine yeten bir çocuk olmuştur." Bir başkası çocuğunuzun inatçı olduğundan söz ederse, o zaman da "Her zaman kararlı ve ne istediğini bilen bir çocuk olmuştur" diyebilirsiniz. Eğer birisi tutup da çocuğunuzu "garip ve acayip" olarak tanımlarsa, sizde ona "Evet. Çocuğumun yaratıcı ve hayal gücü olan bir çocuk olduğunun farkındayım." demelisiniz. Çocuklarının yarım kalmış projelerine gömülmüş olarak yaşayan anne babalar vardır çünkü çocukları ne yapılması gerektiğinden ziyade nasıl yapılacağı ile ilgilenirler. Bazı evlerde tek bir tane işleyen el feneri yoktur çünkü çocuklar nasıl yapıldığını anlamak için el fenerini son vidasına kadar sökmüştür. Bu çocukların anne babaları ile ahbaplık kurunuz, yalnız olmadığınızı anlamak sizi rahatlatacaktır.

10. Çocuğunuzun iyi öğrenim görmesinin size bağlı olduğunu anlamalısınız.
Çocuğunuzun öğrenimi için en önemli kişi onun hayatındaki en önemli kişidir; bu da sizsiniz. Çocuğunuza bol bol kitap almalısınız. Ama kitapları onun eline verip okumasını söylemeyin. Kitapları görebileceği yerlerde el altına koyun, er geç ilgisini çekeceklerdir. Değişik radyo kanallarını ve televizyon kanallarını izleyerek, onu değişik kültürler, inanışlar ve fikirlerle tanıştırın. Aile bütçenizin sizi kısıtlamasına izin vermeyin, yaratıcılığınızı kullanmalı ve kaynaklarınızı diğer ailelerle paylaşmalısınız. Çocuğunuzla sohbet edin. Onunla konuşurken sorularına kısa ve öz cevaplar vermeye çalışın. Çocuğunuzun her anını doldurmaya çalışmayın, herkesin düşünmeye, planlamaya ve her şeyden önemlisi hayal kurmaya ihtiyacı vardır.






Başlık Buraya Gelecek

Bu bölüme kendinizle ya da firmanızla ilgili vermek istediğiniz bilgileri girin.

Beden Dili » "KONUŞMA"DAN ÖNCE "BEDEN DİLİ" VARDI / Fulya İler





İnsanlar konuşarak anlaşmayı geliştirmeden önce, beden dilleriyle anlaşırlardı. Beden dili insanların ilk anlaşma aracı ve ilk dili olmuştur. Bedenleri dili aracılığıyla insanlar duygularını, düşüncelerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve ruhsal zenginliklerini başka insanlarla paylaşmışlardır.












Hiçkimse beden dilinin ifadelerinden kaçamayacağı veya bunu bastıramayacağı için, bu dili ögrenmeye çalışmak çok yararlıdır. Böylece, kendi dünyamızı yansıtma biçimimiz ve birlikte yaşadığımız insanların iç dünyalarıyla ilgili önemli bilgilere sahip oluruz. Aslında her insan, beden dili konusunda bildiğini düşündüğünden, çok daha fazlasını bilir.

Sosyal statü ve bir grup içindeki hiyerarşi; bireyin kendisini bir grup içinde algılayışı, grubun yapısı ve insanlara toplumsal konumlarını beden dilleri ile yansıtmalarından anlaşılır. Beden dilinin kelimelerden çok daha kolay anlaşılma özelliği ise hiç değişmez. İnsan hayat boyunca çoğunlukla farkında olmaksızın günlük beden dilini son derece etkili olarak kullanır.

Ancak bedenini, kelimeleri kontrol ettiği gibi kontrol edemez. Bedenimiz olaylara veya durumlara karşı çok daha fazla kendiliğinden tepkiler verir. Gerçek duygu ve düşüncelerimizi kelimelerin arkasına gizlemek belki mümkündür, ama beden dilimizi gizlememiz çok kere mümkün degildir, beden esastır.

Davranışımız iç dünyamızı etkiler İnsanlar büyük çoğunlukla içlerinden geldiği gibi davrandıklarını düşünürler. Oysa yakın zamanda yapılan araştırmalar, “İnsanlar hissettikleri gibi davranmaktan çok, davrandıkları gibi hissettiklerini” ortaya koymuştur.

Canı sıkılan bir insanın kaşları çatık, yüzü asık, omuzları düşük ve merkezi kapalıdır. Hepimiz sık sık sebepsiz bir can sıkıntısı yaşarız. Oysa çok kere kaşlarımızı çattığımız, yüzümüzü astığımız ve omuzlarımızı düşürüp, merkezimizi kapattığımız için canımızın sıkıldığını düşünmeyiz.

İnsan hangi davranışını dışlatırsa, bir süre sonra beden kimyasında meydana gelen değişikler sebebiyle o yönde duygular yaşamaya başlar. Sıkıntılı bir insan gibi davranmak iç sıkıntısının artmasına sebep olur.

İletişimde ilk dakika önemlidir

Karşı karşıya gelen iki kişi arasindaki ilk etkileşim, iletişim sürecinin önemli bir belirleyicisidir. Bu etkiyi yaratan faktörler, karşılaşan kişinin beden dilinde kullandığı kelimelere ve kişinin taşıdığı bütün aksesuvarlardan içinde bulunduğu fizik ortam nesnelerine kadar geniş bir dağılım gösterir.

İşte bütün bu faktörlerin bileşkesi “algılayan kişinin” değerlerinde bir yer bulur ve o çerçeve içerisinde yorumlanır. Algılayan kişisel özellikleri ve toplumsal normları ile kalıplaşmış olan yargılar, etkileşim verilerine bağlı olarak iletişimin ilk anında bir “karar” verdirir ve insan karşısındaki kişiye zihninde bir etiket yapıştırır. Bu karar olumlu veya olumsuz olabilir.

“Duruşundan hiç hoşlanmadım”, “Bakışını sevmedim”, “Bir görüşte kanım ısındı”, İlk gördüğümde vuruldum”, “Ben onu gördüğüm an işe yaramaz olduğunu anlamıştım” gibi değerlendirmeler o kişi ile gelişecek iletişimin temelini oluşturur. Yanlız bu kararlarımız her zaman böylesine açık ve bilinçli olmayabilir. Kişi bunları bilinç düzeyine çıkartsa da, çıkartmasa da, ilk algılarımızın oluşturduğu yargının, iletişim biçimimizde ve o kişiye atfettiğimiz değerde önemli bir rol oynadığı bilinir.

Aile içindeki beden dili

Beden dilimizle verdiğimiz mesajlar insanlarla anlaşmamızda en temel araçtır. Hem yakın çevremizde, hem daha geniş sosyal hayatımızda hem de farklı ülke insanları ile ilişkilerimizde öncellikle beden dilimizi kullanırız ve onların beden dilleri ile anlattıklarını çözmeye çalışırız.

Yakın arkadaşlarımıza, eşimize, çocuklarımıza duruşumuz veya bakışımızla düşündüklerimizi hissetirmeye çalışırız. Büyük çoğunlukla onlar da bu mesajları alır, düşünce ve duygumuzu anlarlar. İletişim kurduğumuz kişilerle kültürümüzdeki ortak özellikler ne ölçüde fazlaysa birbirimizin beden dilini anlamamız da o kadar kolaylaşır. Bu nedenle kişinin yaşadığı en dar çevre olan aile içinde beden dili etkili biçimde yoğun olarak kullanılır.

“Ne hissettiğimi, ne dediğimi anla” anlamına gelen jest ve mimiklerimiz yakın arkadaşlarımız, sevgilimiz, eşimiz özellikle de çocuklarımızla olan iletişimimizde büyük yer tutar. İnsan en önceden diliyle anlaşmaya bekler.

Bu durum istediğimizin yapılmadığı ve olumsuz bir duyguyu konuşmak istemediğimiz durumlarda daha belirginleşir. Özellikle yakın ilişki içinde olduğumız kimselerle kurduğumuz iletişimde gözümüzün içine bakılmasıyla ne demek, ne yapmak istediğimizin anlaşılmasını bekleriz. Bu tür küçük işaretlerden çıkartılan anlamlar, ilişkinin olumlu veya olumsuz yönde gelişmesini belirlemek açısından büyük önem taşır.

Kültür beden dilini etkiler

Beden dili ilişkilerimizde kültürel farklar arttıkça, yabancı bir ülkede çevremizdeki insanların duygu ve düşünce akışını değerlendirmemiz oldukça güçleşebilir. Örneğin, Washington’da büyük bir markette, ne olduğunu anlamadığımız bir malı rahatça çevirip incelemek isterken, bir market görevlisi yakınımıza gelip orada bir başka işle uğraşsa, bundan huzursuzluk duyarız.

Çünkü ülkemizde böyle bir durumda, bulunduğumuz yere gelen bir market görevlisi paketleri karıştırdığımızı görünce bize “Ne arzu etmiştiniz?” diyerek müdahale edebileceği gibi “Her şeyi karıştırmayın!” gibi bir uyarıda da bulunabilir. Ya da dünyanın öbür ucunda, Japonya’da alışveriş merkezine giren bir Türk bu kez, göze göze geldiği her mağaza görevlisinin önünde yerlere eğilmesini hayretle izler ve belki de bir süre kendisiyle nasıl bir ilişki kurulmak istendiğini anlayamaz.

Benzerliğin sınırları

Günümüzde farklı toplumlara ait insanlar birbirleriyle oldukça çabuk ve kolay ilişki kurabilmektedir. Televizyondaki dizilere bakıp, kendi yaşantımızı Batı yaşama biçimiyle özdeş görebilir, bir sokak kahvesinde bir Avrupalı veya Amerikalıyla yüzeysel bir dostluğu kolayca başlatabiliriz.

Farklı kültürlerdeki insanlar teknolojinin sunduğu olanaklardan yararlanırken, ortak beden dilleri kullanırlar. İnsanlar nerede yaşarsa yaşasınlar benzer şekilde asansöre biner, tenis oynar, bilgisayar ve araba kullanırlar.

Aynı zamanda biyolojik kökenli beden dilinde de birçok ortak nokta vardır. Ortak yaşantı olarak öfke, sevinç veya şaşkınlık gibi duygular yaşanır. İşte ortak yaşanan bütün bu duygularda bile, bizim dışımızdaki kültüre ait olanı anlamayı zorlaştıran, bizden olanı daha kolay ve rahat anlaşılır yapan ayrıntılar bulunur.

Beden dilindeki en benzer ifadeler canlılığı ve iç dengeyi korumaya dönük temel psikolojik durumlarla ilgilidir. Korku, kızgınlık, hüzün, nefret, mutluluk, dikkat, ilgi, uyku, gerginlik, şiddet bu durumların en belirgin olanlarıdır.

Bu genel durumların dışında kültüre özgü ve o toplumu belirleyici beden dili özelliklerinin bir başka toplum tarafından kısa bir sürede benimsenmesi mümkün olmaz. Bu konuda yabancı ülkelerle bazı örnekler verebiliriz. Avrupa’ya veya Uzak Doğu’ya yapılan turistik gezilerde, bazı iletişim biçimleri bu ülke insanlarında etki yaratıp takdirle karşılanır ve yapılan sohbetlerde, karşılaşılan insanların belirli özelliklerinden övgüyle söz edilir.

Ancak övgüyle söz edilen bu iletişim biçimini kendi toplumunda uygulamasını kimse önermez. Gerçekten de böyle değişimler beğenilse ve istense de gerçekleşemez. Çünkü bir başka topluma ait geleneksel kültür, ödünç alınarak yaşanamaz.

Jestler ve mimikler

Jestler ve mimikler diğer kişilere görsel sinyaller gönderen hareketlerdir. Bizim bir jestten söz edebilmemiz için yapılan hareketin bir başkası tarafından görülmesi ve yaşadığımız duygu ve düşünceyle ilgili bir bilginin karşımızdaki kişiye iletilmesi gereklidir. Aslında her bir jest, düşünce ve duygu ürünü olduğu için doğal olarak bu özelliklerini barındırır.

Yüz kaslarının anlatım amaçlı kullanımı mimikleri; baş, el, kol, ayak, bacak ve bedenin kullanımı da jestleri oluşturur. Jest ve mimikler "esas" ve "ikincil" olarak ayrılır. Esas jest ve mimikler, düşünce ve duygularımızı destekleyen, onları somutlaştıran hareketlerimizdir. Örneğin, sohbet sırasında göz kırpma, baş sağlama, kolları açma gibi işaret ve hareketler iletmek istediğimiz ve programladığımız bir mesajı içeren jestlerdir.

Öte yandan kendiliğinden gelen ve hiç beklemediğimiz bir anda bizi yakalayan esneme ve hapşırma gibi durumlarda bile jest söz konusudur. Esas olarak anlatıma katkıda bulunmayan ve kendiliğinden refleks olarak ortaya çıkan bu hareketlere ikincil jest ve mimik denir.

Bu iç tepkilerle ortaya çıkan ikincil jestler, ortamın özelliklerine göre giydirilmeye ve şekillendirilmeye başlarsa esas jestlere dönüşmesi ortama, kişinin içinde bulunduğu ve birlikte olduğu kişilere karşı takınmak istediği tavra bağlıdır. Bu jestlerin bazılarını bastırmak, bazılarını da en açık biçimde de ortaya koymak eğilimi vardır. Bir konser salonunda insan hapşırığını tutmaya çalışır ve özür diler bir ifade takınır, ancak istemediği halde eşi camları açmışsa ve bundan rahatsız oluyorsa hapşırması çok daha farklı olur. Açık, net ve mümkün olduğunca şiddetli olan hapşırık artık ikincil jest olmaktan çıkar.

Baş ile selam vermek veya el sallamak gibi hareketlere esas jestler denir. Esas jestler başlangıçtan bitişlerine kadar iletişimin bir parçasıdırlar. Esas jestlerle ikincil jestleri ayırt etmek için kendi kendimize şu soruyu sorabiliriz. “Eğer ben yalnız olsaydım bu hareketi yapacak mıydım?” Cevabımız “Hayır” ise bu hareketimiz esas jesttir. Cevabımız “Evet” ise hareketimiz kendiliğindedir ve ikincil jestler grubuna girer.

İkincil jestler

İkincil jestlerin pek çoğu esas olarak sosyal değildir. Çünkü bunlar bedenin rahatı, temizliği ve kaşınma gibi kendiliğinden olan ihtiyaçları ile ilgili hareketlerdir. Vücut bakımımızı ve rahatlığımızı ovarak, silerek, kaşıyarak yaparız, yeriz, içeriz, rahat olarak bir beden duruşu sağlamak için kollarımızı birleştiririz, bacak bacak üzerine atarız, dik veya yan otururuz. Bütün bunları kendimiz için yaparız.

Fakat bunları nasıl yaptığımız ve hangi duygusal durumda olduğumuz önemlidir. Bu jestleri yaparken yalnız olmadığımız durumlarda bizimle birlikte olanlar bu kişisel hareketlerden bizimle ilgili bilgi sahibi olurlar.

Duygusal durumumuzu yansıtan jest ve mimikler açık ve belirgin bir şekilde dışarıya başkalarına sinyaller göndermektedir. Bu işaretlerin fark edilmesini istemiyorsak özel bir çaba harcamamız ve kendimizi kontrol etmemiz gerekir. Dikkat edilmesi gereken nokta dışa vurduğumuz duygularımızla ilgili işaretlerin gerçekten karşı tarafa iletmek istediklerimiz olup olmadığıdır. İkincil jestleri bilinçli olarak anlamlandırıyor olsa da olmasa da, bu jestler kişiyle ilgili duyguların bir aktarımıdır.

Esas jestler

Bu jestler yüz, baş, el, kol, ayak, bacak ve bedenin bir konuya açıklık kazandırmak için yaptığı hareketlerdir. Esas jestler, anlatım jestleri, sosyal jestler ve mimik jestleridir.

* Anlatım jestleri

Bu jestler insanın diğer hayvanlarla ortak olan biyolojik kökenli jestleridir (Temel altı duygusu). Kaslarımız altı temel duygunun ifadesinde, canlılığımızın başlangıcından bu yana bedenin yaşantı ile bağlantısını kurmak ve bedeni korumak için düzenlenmiştir. Anlatım jestleri özellikle yüz ifadelerinde ortaya çıkar ve insanın varlığını korumaya dönük eylemlerinden kaynaklanır. Örneğin yüzdeki sıkma hareketi, düşman tarafından boynun sıkılma eylemi içinde oluşmuştur. Boynu sıkılan bir insanın yüzündeki bütün kaslar sıkıştırılarak direnç oluşurur. Ya da ani ve atak hareketler karşısında gözlerimizin kapanması belirsizlik ve tehditlerle dolu bir dünyadan gelebilecek bir saldırıya gözlerini koruma amacına dönüktür.

Öte yandan gülme insanın hoşnut olduğunu, iç dengesinin yaşamı sürdürmeye uygun bir uyum içerisinde bulunduğunu ortaya koyan ve karşısında bulunanları bu mutluluğa ortak olmaya davet eden bir jest ve mimiktir. Yapılan kültürlerarası çalışmalar bu temel jestlerinin bütün kültürlerde ortak olduğunu göstermiştir. Esas jestlerimizden olan anlatım jestlerinin temel özellikleri kültürel etkilenmeler sonucunda değişime uğramıştır. Ana jest kalıbı farklı olmadan kültüre ve kişiye bağlı olarak değişik durumlarda kullanılablir. Örneğin, gülme için toplumların ve kişilerin kullandıkları fırsatlar ve tavırlar aynı değildir. Biyo-psikolojik beden dilimiz olan anlatım jestleri evrenseldir, bu ana yapıya kültürel özellikler, anlatım zengillikleri ve bazı farklar kazandırmıştır.

* Sosyal jestler ve mimikler

Durum gereği, olduğumuzdan çok daha mutlu veya hissetiğimizden çok daha üzüntülü yüz ifademiz bir sosyal mimiktir. Değer insanları memnun edecek jestlerin taklit edilmesi bir anlamda insanın sosyal rolünü oynamasıdır. Bir toplantıda gerçek iç dünyamızdan çok farklı bir duygu halini yansıtmamız buna örnektir.

Canını sıkan bir konuyu yemekte konuşmayıp ve yemek saatlerini iyi görünme çabasıyla geçirmeye çalışmak veya kişinin bir topluluk önünde yaptığı bir konuşmada ses tonunu, el ve kollarını anlatımını daha etkin kılmak için kullanması sosyal jest ve mimikler olarak değerlendirilir.

* Mimik jestler

Bu jestler taklit ve tanımlama jestleridir. Bir objeyi veya bir hareketi mümkün olduğu kadar kusursuz olarak taklit etmek amacıyla yapılan jestlerdir. Mimik jestler tiyatroya özgü jestler taklit jestler, şematik jestler, teknik ve kod jestlerdir.

Unutmayın sayfanızda devamlı yeni bilgiler vermelisiniz ki ziyaretçileriniz her geldiklerinde yeni birşeyler bulabilsin, sitenizin ziyaretçi sayısı artsın.

Verimli Ders Çalışma » ÖĞRENMEYİ ÖĞRENDİNİZ Mİ ?





* Neleri öğrenelim ?

* İş hayatında başarılı olmak hatta iş bulmak için yetkinliklerim neler olmalı ?

* Yüksel lisans yapmalı mıyım ?

* Bitirdiğim üniversite, bitirme derecem ne kadar önemli ?

Fakat kimse "öğrenmeyi nasıl öğreniriz ?" gibi bir soruyla gelmiyor. Oysa, yönetim kitaplarına şöyle bir göz attığınızda gelecekte hatta bugünde geçer akçe olacak tek özelliğin "öğrenmeyi öğrenebilme" olduğu vurgulanıyor.

Bazı yorumlara göre her 3 yılda bir işle ilgili öğrendiklerimizin hepsi değişiyor, dönüşüyor. Yine bazılarına göre, şu an önemli olan yetkinliklerimiz 10 yıl sonra, kimsenin yüzüne bakmayacağı değersiz şeyler haline dönüşecek.

Ben üniversiteden lisans derecemi alalı 10 yıl olmadı, yüksek lisans derecemi alalı henüz 5 yıl oldu ama okulda öğrendiklerimin % kaçını iş hayatında kullanabiliyorum acaba ? Okulda bilişimle ilgili Basic ve Cobol denilen güzide :) dilleri öğrenmeye çalıştım. Daha biz okurken, Visual Basic, C, C++ gibi yazılım dilleri olduğunu duymaya başlamıştım. Okulun son yılı, ilk e-posta adresimi aldığımı da hayal meyal hatırlıyorum.

Peki, iş hayatımın ilk 3 yılında neler yaptım, şimdi neler yapıyorum ? Bırakın 10-20 yıl sonrasını, 2 yıl sonra neler yapacağımı biliyor muyum ? Hayır :) Peki bu beni korkutmuyor mu ? Evet, korkutuyor :(

İyi bir lise ve/veya üniversiten belki de iyi hatta çok iyi dereceyle mezun olmak eskiden yeterliydi, "hayat boyu garanti bir iş için"... Şirketler, böylelerini mezun olur olmaz iyi ücretlerle kaparlar ve belirli bir süreçte yönetici yaparlardı. Fakat artık hiç bir çalışan için işin garantisi yok, çünkü artık hiç bir şirket için iş güvencesi yok. Eğer şirketinizin yaptığı işi, Tayvan´daki bir başkası sadece %5 daha uygun fiyata yaptığı için işinizi kaybedebiliyorsanız, sizin rakibiniz artık sadece Türkiye´deki çalışanlar değil, aynı zamanda Tayvan´daki yüzünü hiç göremeyeceğiniz çalışanlar olabilir. Bu nedenle, siz ve yetkinlikleriniz sürekli olarak küresel değerler ne ise, o yolda değişmek zorundalar.

Artık okulda veya işte öğrendiğiniz şeyler, az sonra :) değişecek. Peki siz az sonra ne olacaksınız ? Yenilikleri, gelişmeleri izleyerek tekrar tekrar öğrenmeniz gerekiyor. Bunun için de yapılması gereken, öğrenmeyi öğrenmek... Bunun önemini anlamaya başlayan şirketler öğrenmeye, gelişmelere açık insanları işe alacaklar, çünkü ancak böyle çalışanlar, bu kurumları bitmeyen değişime uygun hale getirebilenler olacak.

Üniversiteden başlayarak öğrenim sistemimizi kişisel olarak eleştirme gücüm olsa da değiştirme gücüm yok :) Fakat artık öğrenim sisteminin dışında, sürekli öğrenme için daha doğrusu "öğrenmeyi öğrenme" için düşünmenin ve uygulamaya geçmenin zamanı geldi...

"Öğrenmeyi öğrenme" için hiç bir gereksinim yok. Sadece sorgulayıcı bir usunuz olsu yeter. Bir de Kişisel Gelişim Platformu (KiGeP) gibi gibi destekler tabii.

Başlık Buraya Gelecek

Yazılarınızı kolay okunması için elinizden geldiğince kısa tutun. Bu bölüme kendinizle ya da firmanızla ilgili vermek istediğiniz bilgileri girin.

ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın